Dinin Ötesinde Kurs 4

 

Değerli arkadaş,

 

İşte dördüncü mektubumuza gelmiş bulunuyoruz. Bundan önceki üç mektupta günahlı tabiatımızı, doğal benliğimiz ile ruhsal yaşamdaki zayıflığımızı ve İsa'nın ölümü ve dirilişiyle uğrumuza kazandığı kurtuluş müjdesini ele almıştık.

Peki, bu durumda bir kişi "Mesih inanlısı” olarak nasıl yaşamalıdır? İşte bu dördüncü mektubumuzda İsa'nın gerçek bir izleyicisinde bulunması gereken temel niteliklere değineceğiz. şunu hatırlatmakta yarar var: "Mesih inanlısı," İsa Mesih'e iman eden, O'nun sağladığı kurtluşu kabul eden ve O'nun öğretişlerini tutan bir kimsedir. Mesih inanlısı, Mesihçi demektir. Diğer bir deyişle "Hıristosçu”, yani Hıristiyandır. Gerçek Hıristiyan, işte İsa Mesih'in sözlerini tutan, O'nu seven kişidir. Bu halkımız arasında en çok yanlış anlaşılan konulardan biridir. "Hıristiyan” dendiğinde akla hemen Orta çağın karanlık dönemleri, haçlı seferleri, engizisyon mahkemeleri, papalık vs. gibi şeyler geliyor ki, bunların gerçek Mesih İnancı'yla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Mesih inanlılarının nasıl ortaya çıktıklarını, nelere inandıklarını ve neler yaptıklarını yine öz kaynağından öğrenelim. Bu doğrultuda İncil'de şu açıklamaları görüyoruz.

 

* * *

 

İSA’NIN SON GÜNLERİ (YUHANNA BÖLÜM 18-20))

 

İsa tutuklanıyor

İsa bu sözleri söyledikten sonra öğrencileriyle birlikte dışarı çıkıp Kidron vadisinin ötesine geçti. Orada bir bahçe vardı. İsa'yla öğrencileri bu bahçeye girdiler. O'nu ele veren Yahuda da burayı biliyordu. çünkü İsa, öğrencileriyle orada sık sık buluşurdu. Böylece Yahuda, yanına bir bölük askerle başkâhinlerin ve Ferisilerin gönderdiği görevlileri alarak oraya geldi. Onların ellerinde fenerler, meşaleler ve silahlar vardı. İsa, başına geleceklerin hepsini biliyordu. öne çıkıp onlara, "Kimi arıyorsunuz?" diye sordu.

"Nasıralı İsa'yı" diye karşılık verdiler. İsa onlara, "Ben'im" dedi. O'nu ele veren Yahuda da onlarla birlikte duruyordu. İsa, "Ben'im" deyince gerileyip yere düştüler. Bunun üzerine İsa onlara yine, "Kimi arıyorsunuz?" diye sordu. "Nasıralı İsa'yı" dediler. İsa, "Size söyledim, ben'im" dedi. "Eğer beni arıyorsanız, bunları bırakın gitsinler." Kendisinin daha önce söylediği, "Senin bana verdiklerinden hiçbirini yitirmedim" şeklindeki sözü yerine gelsin diye böyle konuştu. Simun Petrus yanında taşıdığı kılıcı çekti, başkâhinin Malkus adındaki kölesine vurup sağ kulağını kopardı. İsa Petrus'a, "Kılıcını kınına koy! Baba'nın bana verdiği kâseden içmeyeyim mi?" dedi.

Bunun üzerine asker bölüğü, komutan ve Yahudilerin gönderdiği görevliler İsa'yı tutup bağladılar. O'nu önce, o yılın başkâhini olan Kayafa'nın kayınbabası Hanna'ya götürdüler. Halkın uğruna bir tek adamın ölmesinin daha uygun olduğunu Yahudilere öğütleyen Kayafa idi (Yuhanna 18:1-14).

 

Petrus'un ilk inkârı

Simun Petrus'la başka bir öğrenci İsa'nın ardından gidiyorlardı. O öğrenci başkâhinin tanıdığı olduğu için İsa'yla birlikte başkâhinin avlusuna girdi. Petrus ise dışarıda, kapının yanında duruyordu. Başkâhinin tanıdığı öbür öğrenci dışarı çıkıp kapıcı kızla konuştu ve Petrus'u içeri götürdü. Kapıcı kız Petrus'a, "Sen de bu adamın öğrencilerinden değil
misin?" diye sordu. Petrus, "Hayır, değilim" dedi. Hava soğuk olduğu için köleler ve nöbetçiler yaktıkları kömür ateşinin çevresinde durmuş ısınıyorlardı. Petrus da onlarla
birlikte durmuş ısınıyordu (Yuhanna 18:15-18).

 

Başkâhinin soruşturması

Başkâhin İsa'ya, öğrencileri ve öğretişiyle ilgili sorular sordu. İsa ona şöyle cevap verdi: "Ben söylediklerimi dünyaya açıkça söyledim. Her zaman bütün Yahudilerin toplandıkları havralarda ve tapınakta ders verdim. Gizli hiçbir şey söylemedim. Beni neden sorguya çekiyorsun? Konuştuklarımı işitenlerden sor. Onlar ne söylediğimi biliyorlar." İsa bunları söyleyince, yanında duran görevlilerden biri, "Başkâhine nasıl böyle karşılık verirsin?" diyerek O'na bir tokat attı. İsa ona, "Eğer yanlış bir şey söyledimse, yanlışımı göster!" diye cevap verdi. "Ama söylediklerim doğruysa, niçin bana vuruyorsun?" Bunun üzerine Hanna O'nu bağlı olarak başkâhin Kayafa'ya gönderdi (Yuhanna 18:19-24).

 

Petrus'un ikinci ve üçüncü inkârı

Simun Petrus hâlâ ateşin yanında durmuş ısınıyordu. O'na, "Sen de O'nun öğrencilerinden değil misin?" dediler. "Hayır, değilim" diyerek inkâr etti. Başkâhinin kölelerinden biri, Petrus'un, kulağını kestiği adamın akrabasıydı. Bu köle Petrus'a, "Bahçede, seni O'nunla birlikte görmedim mi?" diye sordu. Petrus yine inkâr etti ve tam o anda horoz öttü(Yuhanna 18:25-27).

 

İsa, vali Pilatus'un önünde

Sabah erkenden Yahudiler İsa'yı Kayafa'nın yanından alarak vali konağına götürdüler. Dinsel kuralları bozmamak ve Fısıh yemeğini yiyebilmek için kendileri vali konağına girmediler. Bunun üzerine Pilatus dışarı çıkıp yanlarına geldi. "Bu adamı neyle suçluyorsunuz?" diye sordu. Ona şu karşılığı verdiler: "Bu adam kötülük eden biri olmasaydı, O'nu sana getirmezdik." Pilatus onlara, "O'nu siz alın, kendi yasanıza göre yargılayın" dedi. Yahudiler, "Bizim hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmaya yetkimiz yok" dediler.

Bu şeyler, İsa'nın nasıl öleceğini belirtmek için söylediği sözler yerine gelsin diye oldu. Pilatus yine vali konağına girdi. İsa'yı çağırıp O'na, "Sen Yahudilerin kralı mısın?" diye sordu. İsa şöyle karşılık verdi: "Bunu kendiliğinden mi söylüyorsun, yoksa benim hakkımda başkaları mı sana söyledi?" Pilatus, "Ben Yahudi miyim?" dedi. "Seni bana kendi ulusun ve başkâhinlerin teslim ettiler. Ne yaptın?" İsa, "Benim krallığım bu dünyadan değildir" diye karşılık verdi. "Krallığım bu dünyadan olsaydı, yandaşlarım, Yahudilere teslim edilmemem için savaşırlardı. Oysa benim krallığım buradan değildir."

Pilatus, "Demek sen bir kralsın, öyle mi?" dedi.

İsa, "Söylediğin gibi, ben kralım" karşılığını verdi. "Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir." Pilatus O'na, "Gerçek nedir?" diye sordu. Bunu söyledikten sonra Pilatus yine dışarıya, Yahudilerin yanına çıktı. Onlara, "Ben O'nda hiçbir suç görmüyorum" dedi. "Ama sizin bir geleneğiniz var, her Fısıh bayramında sizin için birini salıveriyorum. Yahudilerin Kralını sizin için salıvermemi ister misiniz?" Onlar yine, "Bu adamı değil, Barabas'ı isteriz!" diye bağrıştılar. Oysa Barabas bir hayduttu (Yuhanna 18:28-40).

 

İsa ölüme mahkûm ediliyor

O zaman Pilatus İsa'yı tutup kamçılattı. Askerler de dikenlerden bir taç örüp O'nun başına geçirdiler. Sonra O'na mor renkte bir kaftan giydirdiler. önüne geliyor, "Yaşa, ey Yahudilerin Kralı!" diyor, yüzüne tokat atıyorlardı. Pilatus yine dışarı çıktı. Yahudilere, "İşte, O'nu dışarıya, size getiriyorum. O'nda hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz" dedi. Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı. Pilatus onlara, "İşte o adam!" dedi.

Başkâhinler ve görevliler İsa'yı görünce, "çarmıha ger, çarmıha ger!" diye bağırdılar. Pilatus, "O'nu kendiniz alın, çarmıha gerin!" dedi. "Ben O'nda bir suç görmüyorum!" Yahudiler şu karşılığı verdiler: "Bizim bir yasamız var, o yasaya göre O'nun ölmesi gerekir. çünkü kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürüyor." Pilatus bu sözü işitince daha çok korktu. Yine vali konağına girip İsa'ya, "Sen nereden geliyorsun?" diye sordu. İsa ona cevap vermedi. Pilatus, "Benimle konuşmayacak mısın?" dedi. "Seni salıvermeye yetkim olduğu gibi, çarmıha germeye de yetkim olduğunu bilmiyor musun?"

İsa, "Sana gökten verilmemiş olsaydı, benim üzerimde hiçbir yetkin olmazdı" diye karşılık verdi. "Bu nedenle beni sana teslim edenin günahı daha büyüktür." Bunun üzerine Pilatus İsa'yı salıvermek istedi. Ama Yahudiler, "Bu adamı salıverirsen, Sezar'ın dostu değilsin!" diye bağrıştılar. "Kral olduğunu ileri süren herkes Sezar'a karşı gelmiş olur." Pilatus bu sözleri işitince İsa'yı dışarı çıkardı. Taş Döşeme - İbranicede Gabbata - denilen yerde yargı kürsüsüne oturdu. O gün Fısıh bayramına hazırlık günüydü. Saat on iki sularıydı. Pilatus Yahudilere, "İşte, sizin Kralınız!" dedi. Onlar, "Yok et O'nu! Yok et, çarmıha ger!" diye bağrıştılar. Pilatus, "Kralınızı mı çarmıha gereyim?" diye sordu. Başkâhinler, "Sezar'dan başka kralımız yok!" karşılığını verdiler. Bunun üzerine Pilatus İsa'yı, çarmıha gerilmek üzere onlara teslim etti (Yuhanna 19:1-16).

 

İsa çarmıha geriliyor

Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası – İbranicede Golgota - denilen yere çıktı. O'nu orada çarmıha gerdiler. O'nunla birlikte iki kişiyi daha, İsa ortada, onlar da iki yanında olmak üzere çarmıha gerdiler. Pilatus bir de yafta yazıp çarmıhın üzerine astırdı. Yaftada şöyle yazılıydı: 'NASIRALI İSA - YAHUDİLERİN KRALI.'

İsa'nın çarmıha gerildiği yer kente yakındı. Böylece İbranice, Latince ve Grekçe yazılmış olan bu yaftayı Yahudilerin birçoğu okudu. Bu yüzden Yahudilerin başkâhinleri Pilatus'a, "'Yahudilerin Kralı' diye yazma" dediler. "Kendisi, 'Ben Yahudilerin Kralıyım dedi' diye yaz." Pilatus, "Ne yazdımsa, yazdım" karşılığını verdi. Askerler İsa'yı çarmıha gerdikten sonra O'nun giysilerini aldılar. Her birine birer pay düşecek biçimde dört parçaya böldüler. Mintanını da aldılar. Mintan boydan boya dikişsiz bir dokumaydı.

Birbirlerine, "Bunu yırtmayalım" dediler, "kimin olacak diye kura çekelim."

Bu olay, şu Kutsal Yazı yerine gelsin diye oldu: "Giysilerimi aralarında paylaştılar, elbisem üzerine kura çektiler." Bunları askerler yaptı. İsa'nın çarmıhının yanında ise annesi, annesinin kız kardeşi, Klopa'nın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem duruyordu. İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, "Anne işte oğlun!" dedi. Sonra öğrenciye, "İşte, annen!" dedi. O andan itibaren öğrenci, Meryem'i kendi evine aldı (Yuhanna 19:17-27).

 

İsa'nın ölümü

Daha sonra İsa, her şeyin artık tamamlandığını bilerek Kutsal Yazı'nın yerine gelmesi için, "Susadım!" dedi. Orada ekşimiş üzüm suyu dolu bir kap vardı. üzüm suyuna batırılmış bir süngeri zufa * dalına takarak O'nun ağzına uzattılar. İsa üzüm suyunu tadınca, "Tamamlandı!" dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti. Yahudiler Pilatus'tan çarmıha gerilmiş adamların bacaklarının kırılmasını ve cesetlerin kaldırılmasını istediler. Hazırlık günü olduğundan, cesetlerin Sept günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. çünkü o Sept günü büyük bayramdı. Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa'yla birlikte çarmıha gerilmiş olan öteki adamın bacaklarını kırdılar. Ama İsa'ya gelince O'nun ölmüş olduğunu gördüler. Onun için bacaklarını kırmadılar. Bununla birlikte, askerlerden biri O'nun böğrünü mızrakla deldi.

Böğründen hemen kan ve su aktı. Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir. Bunlar, "O'nun bir tek kemiği kırılmayacaktır" diyen Kutsal Yazı'nın yerine gelmesi için olmuştur. Yine başka bir Yazı'da, "Bedenini deştikleri adama bakacaklar" deniyor (Yuhanna 19:28-37).

 

İsa'nın gömülmesi

Bundan sonra Aramatyalı Yusuf, İsa'nın cesedini kaldırmak için Pilatus'a başvurdu. Yusuf, İsa'nın öğrencisiydi, ama Yahudilerden korktuğundan bunu gizli tutuyordu. Pilatus izin verince, Yusuf gelip İsa'nın cesedini kaldırdı. Daha önce geceleyin İsa'nın yanına gelmiş olan Nikodimus de otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü alarak geldi. İkisi, İsa'nın cesedini alıp Yahudilerin gömme geleneğine uygun olarak onu baharatla keten bezlere sardılar. İsa'nın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe, bu bahçenin içinde de henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar vardı. O gün Yahudilerin Hazırlık günüydü. Mezar da yakın olduğundan İsa'yı oraya koydular (Yuhanna 19:38-42).

 

İsa'nın dirilişi

Haftanın ilk günü erkenden, ortalık daha karanlıkken Mecdelli Meryem mezara gitti. Taşın mezarın girişinden kaldırılmış olduğunu gördü. Koşarak Simun Petrus'a ve İsa'nın sevdiği öbür öğrenciye geldi. Onlara, "Rab'bi mezardan almışlar, nereye koyduklarını da bilmiyoruz" dedi. Bunun üzerine Petrus'la öteki öğrenci dışarı çıkıp mezara doğru gittiler. İkisi birlikte koşuyordu. Ama öteki öğrenci Petrus'tan daha hızlı koşarak mezara önce vardı. Eğilip içeri baktı, keten bezleri yerde serili gördü, ama içeri girmedi. Ardından Simun Petrus geldi ve mezara girdi. Yerde duran bezleri ve İsa'nın başına sarılmış olan mendili gördü. Mendil, keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde dürülmüş duruyordu.

O zaman mezara ilk varan öteki öğrenci de içeri girdi. Olanları gördü ve iman etti. İsa'nın ölümden dirilmesi gerektiğini belirten Kutsal Yazı'yı henüz anlamamışlardı (Yuhanna 20:1-9).

 

İsa, Mecdelli Meryem'e görünüyor

Bundan sonra öğrenciler yine evlerine döndüler. Meryem ise mezarın dışında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı. Beyazlara bürünmüş iki melek gördü; biri İsa'nın cesedinin yattığı yerin başucunda, öteki ayakucunda oturuyordu. Meryem'e, "Kadın, niçin ağlıyorsun?" diye sordular. Meryem, "Rabbimi almışlar" dedi. "O'nu nereye koyduklarını bilmiyorum." Bunları söyledikten sonra arkasına döndü, İsa'nın orada, ayakta durduğunu gördü. Ama O'nun İsa olduğunu anlamadı. İsa, "Kadın, niçin ağlıyorsun?" dedi. "Kimi arıyorsun?" Meryem O'nu bahçıvan sanarak, "Efendim" dedi, "eğer O'nu sen götürdünse, nereye koyduğunu bana söyle de gidip O'nu alayım." İsa ona, "Meryem!" dedi. O da döndü, İsa'ya Aramice, "Rabbuni!" dedi. Rabbuni, 'öğretmenim' demektir. İsa, "Bana dokunma!" dedi. "çünkü daha Baba'nın yanına çıkmadım. Kardeşlerime git ve onlara söyle, 'Benim Babamın ve sizin Babanızın, benim Tanrımın ve sizin Tanrınızın yanına çıkıyorum.'" Mecdelli Meryem öğrencilerin yanına gitti. Onlara, "Rab'bi gördüm!" dedi. Sonra Rab'bin kendisine söylediklerini onlara anlattı (Yuhanna 20:10-18).

 

İsa öğrencilerine görünüyor

Haftanın o ilk günü akşam olunca, öğrencilerin Yahudilerden korkusu nedeniyle bulundukları yerin kapıları kapalıyken İsa geldi, ortalarında durup onlara, "Size esenlik olsun!" dedi. Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve böğrünü gösterdi. Öğrenciler Rab'bi görünce sevindiler. İsa yine onlara, "Size esenlik olsun!" dedi. "Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum." Bunu söyledikten sonra onların üzerine üfleyerek, "Kutsal Ruh'u alın!" dedi. "Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır" (Yuhanna 20:19-23).

 

İsa Tomas'a görünüyor

Onikilerden biri, İkiz diye anılan Tomas, İsa geldiğinde onlarla birlikte değildi. Öbür öğrenciler ona, "Biz Rab'bi gördük!" dediler. Tomas ise, "O'nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam" dedi. Sekiz gün sonra İsa'nın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, "Size esenlik olsun!" dedi. Sonra Tomas'a, "Parmağını uzat" dedi, "ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!" Tomas O'na, "Rabbim ve Tanrım!" diye cevap verdi. İsa ona, "Beni gördüğün için mi iman ettin?" dedi. "Görmeden iman edenlere ne mutlu!" (Yuhanna 20:24-29).

 


 

Kim haklıdır?

Okuduğunuz bu sözler, İsa'nın yeryüzündeki son günlerinin Tanrı tarafından yetkilendirilmiş en güvenilir ve en ayrıntılı kayıtlardır. Bunun yanı sıra, yine o aynı çağdan kalan ve o günlerde yaşanan bu olayları doğrulayan daha birçok kaynak döküman bulunmaktadır. Tüm bu tarihsel dökümanların tanıklığına karşın İsa'nın haç üzerinde öldüğünü hâlâ birçokları inkâr ediyor. Bunun gerisindeki mantığı anlamak zor değil. "Tanrı sevgili Peygamberlerinin öldürülmesine izin verir mi hiç? Gücü her şeye yeten Tanrı İsa'yı ölümden kurtarmalıydı. Bunun için İsa'ya benzeyen birini haça gerdiler. İsa ise göğe alındı..." diyorlar. Bu temelsiz itirazlara birazdan kısa da olsa değineceğiz. Vatandaşlarımız arasında yine yaygın olan diğer bir kanı var: çarmıhın insana hemen haçlı seferlerini anımsatması... Bu kanıyı biz de doğruluyoruz. Zira Orta çağın sözde Hıristiyan orduları, silahlarındaki şimdi artık simgeleşmiş haç işareti taşırlardı. Orta çağın karanlık dönemlerinde meydana gelmiş bu politik olayları biz de kınıyor, Tanrı'nın isteği dışında ve gerçek Hıristiyanlıkla kesinlikle bağdaşmayan olaylar olarak da değerlendiriyoruz. Bir din kolaylıkla yozlaşabilir. Mesih inancı, yürekte yaşanması gereken bir inançtır. Kişi yüreğini açmadan sırf şekilsel ve törensel bir çabayla bu inancı yaşayamaz. Mesih'in gösterdiği yolun dışına çıkmış kilise toplukları
çoktur. Bu yozlaşan kiliselere bakarak, Mesih'in hiç değişmemiş güçlü öğretişlerini yabana atmamalıyız. çünkü gerçek bir Mesih inanlısı İsa'nın sevgisi ve O'nun, "Düşmanlarınızı sevin!” ilkesi dışında kalan ve kötü kimseler tarafından işlenen her çeşit haksızlık ve yolsuzlukları kınar ve kesinlikle reddeder.

Yeryüzünün bütün insanları, ister Hıristiyan diye bilinen ülkelerdekiler, ister Müslüman ülkelerindekiler, Tanrı'nın Sözlerini duyarak bunlara uymakla sorumludurlar. Bu nedenle Tanrı'nın değişmez Sözü olan Kutsal İncil'e karşı bizde var olan her çeşit önyargının atılması gerekmektedir.

İncil'i kaleme alan resullerin yaklaşık üç buçuk yıl gece gündüz İsa'yla birlikte olduklarını, O'nun ölümünü çevreleyen bütün olayları gördüklerini ve tüm bunları Tanrı'nın vahyi ile yazdıklarını unutmamamız gerekir. Biraz önce okuduğumuz Zebedi'nin oğlu Yuhanna, Rabbin açıklamasıyla yazdığı bu kayıtlarda, İsa'yı ölümünü çevreleyen olaylar sırasında gören ve tüm gelişmelerden haberdar olan üç kişiden söz etmektedir.

Resul Yuhanna İsa'yla son defa konuştuğunda çarmıhın dibinde, aşağıdaydı. Birkaç saate kadar Yahudilerin Sept günü başlayacağı için, ölüm cezası yemiş mahkûmların çarmıhta canlı olarak bırakılmamaları gerekiyordu. Bu nedenle hepsinin bir an önce öldürülmeleri emredildi. Yuhanna'nın verdiği tanıklığa göre, "İsa'ya gelince O'nun ölmüş olduğunu gördüler... Askerlerden biri O'nun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı. Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğru söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir."

Bu olaydan kısa bir zaman sonra Arimateyalı Yusuf adlı Yahudilerin ileri gelenlerinden biri İsa'nın cesedini alıp kendisine ait mezarlardan birine gömmek için zamanın Roma valisi Pilataus'tan izin istedi. Yusuf'a Nikodimus adlı din adamı da eşlik etti. Bu Nikodimus bundan daha önce bir akşam İsa'nın yanına gelmiş, O'nunla ruhsal konular üzerinde uzun uzadıya sohbet etmişti. Bu kişiler İsa'nın öldüğünden yüzde yüz emindiler. İsa'yı başka birisiyle karıştıramazlardı. ölen kişi o aynı İsa'ydı. O kişinin İsa'ya benzetilmiş bir başka kimse olduğunu iddia etmek yersiz ve boştur. Hele hele bunu yüce Tanrı'nın yaptığını söylemek, Tanrı'yı hilekârlıkla suçlamak olur ki, böyle bir iddiayı biz kesinlikle kabul edemeyiz! Üçüncü tanığımız, daha sonraları "şüpheci" diye adlandırılan Tomas'tır. İsa ölüp üç gün sonra dirildiğinde Tomas bu habere ilkin inanmak istememiş, ama sonra İsa'yı yüzyüze görse ve ellerini O'nun böğründeki ve ellerindeki delik izlerine değdirse ancak o zaman inanabileceğini söylemişti. Nitekim İsa ona da göründü. Tomas çok iyi bildiği kendi öğretmenini diri olarak gördüğü zaman O'nu başkasına benzetmedi. İsa o aynı kişiydi. Tomas aldanmadı. şüphesini İsa'nın ellerine ve böğrüne dokunarak giderdi.

Bu kısa mektubumuzu aldığımız bu birkaç tanıklığın dışında yine İncil'de yer alan daha birçok tanıklık bulunmaktadır. Ve yine şu gerçeği unutmayalım: İsa'nın öğrencilerinin hemen hemen hepsi, İsa'nın ölümden dirildiğini vaaz ettikleri için öldürüldüler. Bir yalan uğruna bile bile ölüme gidecek kadar akılsız değildiler. İncil'den gelen bu gerçeklerin yanı sıra Hristiyan olmayan tarihçiler de İsa adında birinin Fısıh arifesinde haça gerilerek öldürüldüğünü yazmışlardır. (Bunlar arasında ünlü Kornelyus, Takitus, Yosefus, Mara Bar Serapion sayılabilir.)

Daha başka dökümanları sıralamak sıkıcı olabilir. üstelik en önemli delil şudur ki, Tanrı'nın birçok peygamber aracılığıyla önceden söylediği Mesih'in ölümüyle ilgili önbildirilerin hepsi İsa Mesih'in hayatında birer birer gerçekleşmiştir. Nitekim İncil sayfalarında sürekli olarak "Bu, Kutsal Yazı yerine gelsin diye gerçekleşti" sözüyle karşılaşmamız bu yüzdendir. İncil'in Kendisinden ve Hıristiyan olmayan kaynaklardan gelen tanıklıklarla birlikte İsa'nın ölümüne Tanrı'nın bulunduğu tanıklığı da göz önünde bulundurmalıyız.

İsa Mesih ölmüş ve ölümden üç gün sonra dirilmiştir. Bu bir gerçektir! Yüce Tanrı günahlı insanı bağışlamak için yüce hikmetinde bu yöntemi belirlemiştir. Tanrı'nın belirlediği ve gerçekleştirdiği bu olayı hiçbir şey değiştiremez! İsa o günün İsrail'indeki Büyük Roma İmparatorluğunun temsilcisi Vali Pilatus'un karşısına getirildiğinde Pilatus O'na şöyle dedi: "Seni salıvermeye yetkim olduğu gibi çarmıha germeye de yetkim olduğunu bilmiyor musun?" İsa, "Sana gökten (Tanrı'dan) verilmemiş olsaydı, benim üzerimde hiçbir yetkin olmazdı" diye karşılık verdi. Buradan da anlaşılacağı gibi, İsa'nın başına her ne gelmişse yüce Tanrı'nın isteğiyle gelmiştir. İsa her ne kadar insanlar tarafından öldürüldüyse de, O'nun ölümü kötü güçlerin bir zaferi, fanatik dincilerin bir başarısı değildir. İsa'nın ölümü, Tanrı'nın zamansız çağlar öncesinden belirlediği yüce bir olaydır!

Peki ama İsa'nın ölmesinin gereği neydi?

Hatırlarsınız, bundan önceki iki mektubumuzda yüreğimizin kötülüğe eğilimli olduğunu ve Tanrı'nın bizden istediği kutsallık aşamasından çok uzaklarda olduğumuzu görmüştük. Bu gerçeklere göre biz kendi gücümüzle kurtulamayız. Tanrı'nın cennetine kendi başarımız sonucu giremeyiz! Son günde yargılanacağımız zaman hiçbir kimse kendi dindarlığı, gücü ve iyilikleriyle doğru sayılmayacak! çünkü hem günah işlediğimizi hem de kendi başımıza kutsal bir hayat yaşayamadığımızı yüreğimizin derinliklerinde gayet iyi biliyoruz.

Kutsal Kitap şöyle der: "Çünkü Yasanın (Tanrı'nın şeriatinin) her dediğini yerine getiren, ama tek bir noktada ondan sapan kişi bütün yasaya karşı suçlu olur... Bu nedenle, yapılması gereken iyi ve doğru şeyi bilip te bunu yapmayan kişiye bu tutumu günahtır."

Kim bilir, belki de siz kendi çapınızda dindar bir adamsınız ve dininizin gerektirdiği işleri yerine getirmekle Allah'ın rızasını alacağınızı sanıyorsunuz. Tanrı'ya tapınmak, insan kardeşine iyi davranmak, kötülükten kaçınmak ve yalan söylememek gibi şeyler aslında çok iyi şeylerdir. Ama bütün bunlar sadece iştirler, yani ameldirler. Dinsel işler bize kurtuluşumuz açısından bir yarar getirmezler. Ne de bunlar işlediğimiz günahları siler!

Belki şaşırdınız, belki de söylediklerimi yanlış olarak niteliyorsunuz; ama doğru. Yüce Tanrı önünde kendimizi kandırmayalım. Bakın, İsa şöyle bir örnek verdi: "Hangi birinizin çif süren ya da çobanlık eden bir kölesi olur da, tarladan dönüşünde ona, 'çabuk gel, sofraya otur' der? Tersine ona, 'Yemeğimi hazırla, kuşağını bağla ve ben yiyip içerken bana hizmet et. Ondan sonra da sen yiyip içersin` demez mi? Kendisine verdiği buyrukları yerine getirdi diye köleye teşekkür eder mi? Siz de böylece, size verilen buyrukların hepsini yerine getirdikten sonra, 'Biz değersiz kullarız; sadece yapmamız gerekeni yaptık' deyin."

Tanrı'nın bize vermiş olduğu buyuruklar Kendisini yüceltmekten çok, bizim kendi iyiliğimiz, kendi fiziksel ve ruhsal sağlığımız için verilmişlerdir. Bunlar biribirimize zarar vermememiz ve de Tanrı'dan uzaklaşarak günahta yaşamamamız için verilen bir tür denetleme kurallarıdır. Burada çok önemli bir konu daha var: Sevap konusu... Kutsal Kitap'ta "sevap” diye bir kavramdan kesinlikle söz edilmemektedir. İyilik işlerimiz, yaptığımız hayırlar bizi Tanrı önünde doğru çıkaracak güçte ve özellikte değildirler. Eğer cennete kendi iyiliklerimizin çokluğuna göre gitmeyi umuyorsak tamamen yanılıyoruz.

Eyup Peygamber bu konuyu kavradığında şöyle demişti: "Tanrı önünde insan nasıl haklı çıkabilir?.. Haklı olsam da O'na cevap vermem... şefaaatçime yalvarırım... Kendimi doğru saysam da, ağzım beni mahkûm eder..."

Zebur'da da Davut Peygamber bu aynı konuda şunları yazmıştır: "Kulunla muhakemeye girme, çünkü yaşayanlardan hiçbiri Senin önünda haklı çıkmaz!"

İncil'de de aynı konuda şu sözlerle karşılaşıyoruz: "Kutsal Yasa'da (şeriatte) söylenen her şeyin, her ağızın kapanması ve bütün dünyanın Tanrı'ya hesap vermesi için bu yasanın yönetiminde bulunanlara söylediğini biliriz. Bu nedenle Yasa'nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır."

Biz kendi kendimizi kurtaramayız; ama Tanrı bizi kurtarabilir. Bu noktayı çok iyi kavramamız gerekiyor. Kendi kurtuluşumuzu sağlamak amacıyla sarıldığımız bütün çürük dalları bırakmalı ve sadece Tanrı'nın hazırladığı ve gerçekleştirdiği kurtuluşu kabul etmeliyiz. Bunu kesinlikle yapmamız gerekiyor; çünkü bunun dışında bir başka kurtuluş yolu yoktur! Tanrının belirlemiş olduğu kutsallık aşamasına gelemememiz, Tanrı'dan tamamen koptuk, uzaklara atıldık ve unutulduk anlamına gelmez. Hamdolsun, yüce Tanrı bizim yapamadığımız şeyleri bizim yerimize Kendisi yapmıştır. O biz günahlıları kurtarmak amacıyla bir tasarı hazırlamış ve bu tasarısını İsa Mesih aracılığıyla en mükemmel bir şekilde gerçekleştirmiştir.

Kutsal Ruh'un girişimi sonucunda yeryüzünde ilk kez yüzde yüz kutsal bir kişinin doğumu gerçekleşti. İsa Mesih bütün din kitaplarının da onayladığı gibi, yeryüzünde günahsız yaşamış tek insandır. Bu açıdan İsa, kutsal yaşayış ve erdemleriyle Tanrı'yı hoşnut edebilen tek insan olarak nitelenebilir. O, günahsız, lekesiz ve kusursuz kuzu niteliğinde yerimize kurban olsun diye Tanrı tarafından dünyamıza gönderildi.

İncil bu konuyu şöyle öğretir: "Şimdiyse Yasa'dan bağımsız olarak Tanrı'nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık etti. Tanrı, insanları İsa Mesih'e olan imanlarıyla aklar.

Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayırım yoktur. çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar, İsa Mesih'te olan kurtuluşla, Tanrı'nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesih'i, kanına olan imanla günahların bağışlanması için kurban olarak sundu ve böylece adaletini gösterdi. çünkü sabrederek, daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsa'ya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı.

Öyleyse neyle övünebiliriz? Hiçbir şeyle! Hangi ilkeye dayanarak? Yasa'yı yerine getirme ilkesine mi? Hayır, iman ilkesine. çünkü insanın, Yasa'nın gereklerini yapmakla değil, imanla aklandığı kanısındayız."

İşte İsa, sizin ve benim bütün günahlarımızı bağışlatmak için acı çekmiştir. Suç ve günahlarımızın gerektirdiği cezayı ve Tanrı'nın bunlar üzerine gelmesi gereken öfkesini kendi üzerine alarak haç üzerinde ölmüştür. ölümden dirilmekle de iman edenler için sonsuz yaşam ve bağışlanma kaynağı olmuştur.

Biraz önce okuduğumuz gibi İsa, ölmek üzereyken "TAMAMLANDI" demişti. Tamamlanan şey neydi? Bu şey Tanrı'nın bizi kabul etmesi için şart koştuğu şeylerin İsa tarafından yerine getirilişidir. Bu açıdan bizim için yapacak birşey kalmamıştır. Bunu söylerken artık Tanrı'ya tapınmayalım, gönlümüzce yaşayalım ve insan kardeşimize artık iyilik etmeyelim demek istemiyorum. Kesinlikle böyle bir düşüncem yok. Benim söylemek istediğim bambaşka bir şey. Biz öldükten sonra Tanrı'nın bizi cennetine kabul etmesi için şimdi yapacağımız bir iş kalmamıştır. Yapılacak herşeyi İsa bizim için yapmıştır. İsa Mesih dünyanın bütün suç ve günahlarını, dolayısıyla kendisine iman edenleri bağışlamak için Tanrı tarafından görevlendirilmiş kusursuz bir Kurbandır!

O, ölümüyle günahlarımızın kesin bir şekilde ve sonsuzlarca bağışlanmasını sağlamıştır. ölümden dirilmesiyle de Tanrı'nın istediği seviyede yaşanabilen yeni bir yaşam gücü ve isteği sunmuştur. Yeremya Peygamber İsa'dan yüzlerce yıl önce bu olayları vahiy yoluyla gördüğü zaman şöyle bir peygamberlikte bulunmuştu: "Rab diyor: 'O günlerden sonra onlarla yapacağım antlaşma şudur: Yasalarımı onların yüreklerine koyacağım. Bunları zihinlerine yazacağım. Onların günahlarını ve suçlarını anmayacağım.'"

Görüleceği gibi, Tanrı'ya İsa aracılığıyla yaklaşan ve O'na iman eden kişinin bütün günahları kesin aflık sağlayan mükemmel kurban İsa'nın ölümüyle bağışlanmış durumdadır. Bu nedenle artık başka bir kurbana, başka bir sunuya, sevaba ya da fedakârlığa gerek kalmamıştır. Artık öldükten sonra Tanrı'nın cennetine girip giremeyeceğimizi şimdiden bilebiliriz.

İsa'ya iman eden kişi yargı görmez. Bu kişi için cennet hayatı şimdiden başlamıştır. Çünkü İsa kendisine iman eden bir kimseyi asla geri çevirmez.

Rab suç ve günahlarımızı bir daha anmayacak. Ama bunun için kesinlikle İsa'nın tarafında olmamız gerekmektedir. Tanrı'nın İsa Mesih'te hazırlayıp sunduğu sonsuz kurtuluş armağanını kabul etmek zorundayız. İşte o zaman yargı olmayacak. İsa'ya iman etmez, O'nun kefaret olarak ölüme boşalttığı kutsal kanı hor görürsek, bizim için kurtuluş bir daha mümkün olamaz. Bırakalım, hayatımızı İsa yönlendirsin. O bize birçok ruhsal bereket vaad etmiştir. Bunları imanla isteyelim. Dua edelim. O zaman Tanrı da Kendi payına düşeni yapacak; yüreklerimizi kurtuluşumuzun sevinciyle dolduracak ve bizi teselli edecektir. Biz de bundan böyle kendi bencil çıkarlarımız peşinde koşarak değil, ama İsa'ya şükredecek ve O'nun bu yüce sevgisi ve kurtuluş müjdesini başkalarıyla paylaşarak yaşayacağız.

 

 


 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Alışveriş Sepeti
Scroll to Top